hepatitis c

Karniol,Kafkas Ana Arı

arılar hakkında bilinmeyenler Arıların hayatları çok modern ve yeni tekniklerle incelendi ve mucize böceklerin daha önce hiç bilinmeyen yeni ve tabi ki yine akıl almaz yönleri ortaya çıkartıldı. İŞTE İLGİNÇ SONUÇLAR: Arılar yaşlandıkça akıllanıyor, meslek hastalığına yakalanıyor ve toplayıcı arılar iki kilo bal üretebilmek için toplam olarak Dünya ve Ay arasındaki mesafeye eşit bir yol kat ediyor. Dışarıda fırtınalar esiyor ama içerideki 6085 numaranın keyfine diyecek yok. 25 santigrat derecelik sıcaklıkta bir de dev bir porsiyon tatlı var önünde. 6085, yaşlı bir arının ”adı” veya numarası.” Yaz aylarında dışarıda çalıştı; şu sıralar ise zamanını neredeyse tümüyle kendisinin ”inşa” ettiği yaşam alanında geçiriyor. Yaşlı arının halkı, bu ortak yaşam merkezini kışın sıcak, yazın ise serin tutabilmek için enerjisinin yarısını tüketmekte. Aile planlaması sıkı sıkıya takip edilirken, yavruların zekásı da bilinçli olarak geliştirilmekte. 6085, canlıların yaşadıkları zorlukların hepsinden uzak bir yaşam sürüyor. Açlık ve yaşlılığa bağlı bedensel zayıflıkları, arılar milyonlarca yıl önce çözmüşler. ”Bu yaşam koşulları sanki bir bilim kurgu romanından çıkmış gibi geliyor insana” diyor Alman nörobiyolog Jürgen Tautz. Nörobiyolog, deney arılarını görevli olduğu Würzburg Üniversitesi’nde yetiştirmekte. Laboratuvarda pleksiglastan üç deneysel arı kovanı var. ”Maya”, ”Willi” ve ”Flip” olarak adlandırılan kovanlarda yaklaşık bin tane balarısı yaşıyor, tabii bunların arasında bizim 6085 numaralı yaşlı işçi arımız da var. Cama dokunulduğunda sıcaklık hemen hissedilmekte, özellikle de kraliçenin etrafını çevreleyen işçi ordusu yüzünden orta kısım daha sıcak. ”Arılar, bizim ancak rüyamızda görebileceklerimizi bile öğrenmişler” diyor Tautz. 20 kişilik araştırma ekibi, Science, Nature ve Zoology gibi saygın bilim dergilerinde yayımladığı makalelerle bilim dünyasını şaşırtarak yepyeni bilgiler sunuyor. İKİ SÜRPRİZ YENİ BİLGİ Mesela zoologlar daha önceleri, arıların o ünlü kuyruk dansıyla etraftaki arılara en yakın nektar (çiçek balı) kaynaklarını haber verdiklerini sanıyorlardı. Oysa Würzburglu araştırmacılar bu dansın ardında ilginç bir telsiz tekniğinin gizli olduğunu buldular. Bunun için toplayıcı arı ”tepinerek” ve tıpkı boşta çalışan bir motor gibi kanatlarını ”ısıtarak” bir step dansı yapıyor. Arının bu hareketi sayesinde balmumu titreşime geçiyor ve mesajı ”koridor telsizi” aracılığıyla uzaktaki toplayıcılara iletiyor. ”Arılar, peteği önemli mesajlar için bir tür radyo vericisi olarak kullanıyorlar” diye açıklıyor Tautz. VE İKİNCİ SÜRPRİZ: Uçuş sırasında bir nektar kaynağının yerini tahmin etmek isteyen arılar bunu gözleriyle yapıyorlar ki bu da olağanüstü bir beyin yetisi gerektirmekte. Bununla birlikte bütün arılar aynı derecede yetenekli değiller. Zeka sadece kalıtımla değil, beslenme ve kuluçka sırasındaki sıcaklık ve pupaların gelişimiyle de biçimlenmekte. Tautz’un ekibi 36 santigrat derecelik kuluçkada büyüyen ateşli arıların, 34 derecede büyüyen soğuk arılardan daha zeki olduklarını saptamış. EN ZORU DIŞ HİZMET Yaşamları boyunca birçok işte çalışan balarılarının görevleri yuva ısıtıcısından, temizleyici, ve süt nineliğe, petek üretmekten bekçilik ve toplayıcılığa kadar uzanmakta. Dış hizmetler en zor ve en tehlikeli alan olduğu için önemli bir beyin yetisi gerektirmekte ve bu beceriye arılar ancak yaşlandıktan sonra sahip olabiliyorlar. ”Anladığımız kadar arılar yaşlılığa bağlı güçsüzlüğü, güce çevirecek bir reçete bulmuşlar, ama bunu tam olarak ne şekilde yaptıklarını henüz bilemiyoruz” diyor biyolog. Bir arkadaşının teşvikiyle on yıl kadar önce arıları araştırmaya başlayan Tautz, kendi yönettiği Beegroup’u (Arı Grubu), kimyacılarla, enfeksiyon biyologları ve beyin araştırmalarıyla birlikte araştırılan uluslararası bir projeye dönüştürmüş. Masrafların bir kısmını arıların bizzat kendileri karşılıyor: Beegroup’un toplam 70 arı topluluğundan her biri yılda 50 kilo bal üretiyor ve bunlar piyasadaki fiyatlara göre satılıyor. ÖĞRENECEĞİMİZ ÇOK ŞEY VAR Tautz bu merakını mümkün olduğu kadar çok insana aşılamak istiyor. Beegroup, özellikle de Japonya, Rusya ve Avustralya’daki ekiplerle çalışıyor. Arılardan hepimiz bir şeyler öğrenebiliriz, üstelik öğrendiklerimiz toplumsal işlerimizi de hafifletebilir. Homo sapiens ve Apis mellifera sonuçta bin yıllardan beri sembiyoz yaşıyorlar. Eski Mısır’da ”Bit”olarak adlandırılan arı, firavunun bir tür arma hayvanı gibi saygı görüyordu. Hatta normalde rüzgarla tozlaşan kolza gibi yararlı bitkiler, arılar sayesinde yaklaşık beşte bir oranında daha fazla ürün veriyor. Ekonomik açıdan bakıldığında arıların önemi daha da artmakta. Arılar kendilerini iyi hissettiklerinde insanlar da mutlu oluyorlar. Ya da tam tersi olarak örneğin arılara parazit veya enfeksiyon bulaştığında meyveler ölür, dolayısıyla da insanlar zor durumda kalır. Ayrıntılı gözlemlerin birçoğu, Beegruop’un yeni süper teknikler kullanmaya başlamasıyla mümkün olmuş. Dünya genelinde eşsiz olan deneyleriyle kanatlı deneklerinin kesin hareket profillerini çıkarıyor araştırmacılar. Binlerce arının sırtında bu amaçta minik bir alıcı (transponder) var. Bir euro değerindeki telsiz çipi, bir parça gomalakla yapıştırılmakta. Çipin 2,4 miligramlık ağırlığı arıyı rahatsız etmiyor. SANDIĞIMIZDAN ÇALIŞKAN Arılar nektarla birlikte veri de toplamaya başladıklarından bu yana ilk kez binlerce arının sekiz aya kadar uzanan yaşam süresi didik didik incelenebiliyor. ”Arı kovanlarını bir tür ”Büyük Birader” konteynırına dönüştürdük” diye açıklıyor Tautz. Örneğin kanatların detaylı bir şekilde ölçülmesi sonucunda arıların halk arasında bilindiğinden çok daha çalışkan oldukları anlaşıldı. Toplayıcı arılar iki kilo bal üretebilmek için toplam olarak dünya ve ay arasındaki mesafeye eşit bir yol katediyorlar. Fakat çoğu genelde yuvada kalıyor. Arı topluluğunun çok küçük bir kısmı uğraşıyor nektar toplayıcılığıyla. Hatta toplayıcılar bile üç saatten ikisini iklim şokunda geçirirler. İçerde yapılan bir işin ne kadar zor olduğunu enfraruj kamerayla görmüşler araştırmacılar. Boş kuluçka hücrelerinde uyur gibi görünen ısıtıcı arılar, aslında göğüs kaslarını saniyeda 200 kez titreterek, 4 milivatlık randımanla beden ısılarını 43 dereceye kadar yükseltiyorlar. Yazın ise yuvayı serinletmek için su damlacıkları taşıyor ve kanatlarıyla buharlaştırıyorlar. MESLEK HASTALIĞI Würzburglu araştırmacılar bundan sonra daha ayrıntılı incelemeler yapacaklar. Kovan çıkışında içeri ve dışarı uçan arıları kaydetmek dışında, elektronik bir savak düzeneğiyle örneğin rutin kan görüntüleri oluşturmak için arıları yakalamak da mümkün olacak. Arının sağlığını öğrenmek için bir miktrolitre hemolenf yeterli. Yuvadaki yaşamları boyunca arıların savunma sistemleri en yüksek ayarda çalışır. Çünkü sıcak, nemli ve kalabalık ortamda enfeksiyon tehlikesi büyüktür. Oysa yaşlı toplayıcılar, savunma mekanizmasından neredeyse tümüyle yoksunlar. Ve bu nedenle de bunlara enfeksiyon bulaşma riski çok yüksektir. ”Bu onlarda bir tür meslek hastalığıdır” diyor Tautz. Bu durum arı topluluğu için bugüne kadar hiç sorun olmamıştır. Elli milyon yıllık arı nesli boyunca hasta dış hizmet arıları herhangi bir tehdit oluşturmuyorlardı. Çünkü bir virüs kaptıklarında, yön duygularını yitiriyor ve yuvalarını bulamadıkları için de tek başlarına ölüyorlardı. ZEKA TESTİ Fakat bugün artık yoğun arıcılık yüzünden ölecek derecede ”aptallaşan” toplayıcılar bile, genelde yabancı arı kovanlarına rastlıyorlar. Ve kovana alınmak için gerekli kokuya sahip olmamalarına rağmen birkaç damla nektarla içeri girmeyi bile başarıyorlar. ”Arılarda küreselleşmenin küçük versiyonu söz konusu” diye açıklıyor bu durumu biyolog. Her arının beyninde yaklaşık olarak bir milyon sinir hücresi (nöron) bulunmakta. Bir arı topluluğu ise, 100 milyar nörona sahip insanın yarısı kadar sinir hücresine sahiptir. Bu tür felsefi gözlemler genelde Tautz’un ertesi sabah yeni verileri incelemeye başlamasıyla uçup gidiyor. Bunun yerine pratik sorular çıkıyor ön plana. Biyologun son fikri, arıcıların çok basit bir şekilde arı topluluğunun ne kadar ”uyanık” ve sağlıklı olduklarını ölçebilecek bir ”zeka testi.” Bu amaçta kovandaki girişlere örneğin daireler, üçgenler veya dikdörtgen işaretleri yerleştirdikten sonra kameralarla izlenmekte. Hayvanlar bu farklılığı anladıktan sonra her seferinde aynı girişi bulacak kadar akıllılar. Buna göre daireli girişten ne kadar çok üçgen veya dikdörtgen arısı girerse arı topluluğu o denli hasta demek. Arıcılar bugüne dek hayvanların ya yaşadığını ya da öldüğünü görebiliyorlardı. Oysa arılar çok daha karmaşıklar, diyor Tautz. Biyologun elektronik olarak hazırlamış olduğu ”Arılar için Pisa testi” ile şimdi arıcılar, arılar hakkında çok daha fazla bilgi edinebilecekler. BEYİNLERİNDEKİ HARİTAYA GÖRE UÇUYORLAR Alman bilim adamlarının araştırmaları arıların, yönlerini bulmak için bir tür haritadan yararlandıklarını gösterdi. Yani doğadaki bazı işaretleri akıllarında tutarak hedeflerine ulaşıyorlar. Hür Berlin Üniversitesi’nden Randolf Menzel, Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS) dergisinde arıların sanıldığından çok daha becerikli olduklarını ve beyinlerinde mekan için bizim harita olarak tanımlayabileceğimiz bir bellek yapısının varlığından söz ediyor. Oysa bilim arıların, yönlerini uçuş yönüne ve mesafelere göre hesapladıkları yön oklarına (vektörlerle) göre bulduklarını kabul ediyordu. Deneyler sırasında arılar yakalandıkları yerden farklı bir bölgeye bırakılmış. Menzel’in ekibi uçuş motifini radarla ölçerken bir yandan da üç arı grubunun davranışları karşılaştırmış. Birinci grup, 200m uzaklıktaki bir yem otomatının yerini bilen ve hesapladıkları vektöre göre uçan arılardan oluşuyordu. İkinci grup, otomatın on metrelik bir daire içinde birkaç kez farklı yere konulması nedeniyle hedeflerini kesin olarak bilmiyordu. Üçüncü grubun yem otomatıyla ilgili bilgileri ise ”ikinci elden” yani diğer arıların yem dansından ibaretti. Arılar ister vektörlere göre ister hedefi bulmaya çalışarak veyahut da diğer arıların bilgilerine göre uçsunlar, serbest bırakıldıklarından sonra hep yakalanmadan önceki rotalarını takip etmişler. Ancak arılar yeniden konumlanabilmek için kısa bir süre sonra yavaşladıkları gibi yönlerini de daha sık değiştirmişler. Ve sonunda hızla doğrudan doğruya kovanlarına veyahut da önce otomata oradan da kovanlarına uçmuşlar. Bu davranışlar, arıların farklı bir bölgede olduklarını çabucak fark etmeleri ve hemen ağaç, ev veya sokak gibi işaretler aramaya başladıklarını göstermekte diyor Menzel. İşaretleri buldukları zaman işaretlerden oluşan haritayı vektör bilgileriyle bağlayarak hedefe giden yolu hesaplıyorlar. Sincap ve kuş gibi diğer hayvanlardan da içinde birbiriyle bağlanmış işaretlerin bulunduğu soyut geometrik haritaları akıllarında tuttukları bilinmekte. ISITILMIŞ PUPA ODALARI SAYESİNDE DAHA AKILLI Balarıları yavrularının öğrenme ve iletişim yetilerini belirleyebiliyor. Bu konuda pupaların içinde geliştikleri sıcaklık önemli. Bir balarısı kolonisi bir yaz mevsiminde yaklaşık beş milyon kilojul enerji içeren çiçek nektarı toplamakta. Bu görevi başarıyla yerine getirebilmek için arıların son derece gelişkin öğrenme ve iletişim yetisine sahip olmaları gerekmekte. Örneğin çiçek tarlasına giden yolu öğrenip akıllarında tutmak veya farklı çiçek türlerini ayırt edebilmek gibi. Yuvada birlikte yaşadıkları arılara nektar kaynağının yerini bildirme için yaptıkları kuyruk dansı da arıların sinir sistemindeki en zor beceriyi gerektiren karmaşık bir iletişim biçimidir. Tüm bu yetilerin öğrenilmesi, larvaları, pupadan yetişkinliğe götüren gelişim evresinde bulundukları yuvanın sıcaklığına bağlı. Bir koloni nektarın içindeki enerjinin %40 kadarını yuvayı 35 derecede tutabilmek için harcar. Bu istatistiksel değer, Würzburg Üniversitesi’nden Jürgen Tautz’un araştırmalarıyla ortaya çıkmıştır fakat arı yuvası, gerçekte bir tür yamalı bohça gibi farklı sıcaklıkta kuluçka bölgelerine sahip. Sıcaklık farklılıklarnın arılar üzerindeki etkisini öğrenmek isteyen araştırmacılar, pupaları farklı sıcaklıklardaki kuluçka dolaplarında yetiştirmişler. Pupaların bir kısmı genelde doğal koşullarda bulunan maksimum 34,5 santigrat derecede yetiştirilmiş. Bu pupalardan, öğrendiklerini çabuk unutan ve kuyruk dansları daha az etkili olan arılar büyümüş. Oysa en ”akıllılar” 36 santigrat derecede büyüyenlerdi diyor bilim adamları. Nobel ödüllü arı uzmanı Karl von Frisch bundan 80 yıl önce ”iyi” ve ”kötü” dansçıları gözlemleyerek, günümüzde daha iyi anlaşılmış olan fenomenin ilk izlerine ulaşmıştı. ”Yuvadaki en iyi sıcaklığın, kuluçka hücrelerinin uygunsuz konumu gibi dış etkenler yüzünden engellendiğini düşünebiliriz” diyen Tautz, bir koloninin akıllı arı sayısını sıcaklığı ayarlayarak arttırabileceğine inanmakta. Bir koloninin ne kadar nektar toplayacağının iç ve dış koşullara bağlı olması nedeniyle bu varsayım mantıklı görünmekte. Bu deneyler sayesinde sinir sistemlerin birbirine bağlanışıyla ilgili heyecan verici bir saptama yapılmış oldu. Arıların öğrenme ve iletişim gibi özel yetileriyle ilgili merkezi sinir sistemi enerjinin nektar olarak toplanışından sorumlu. Bu enerjinin kuluçka sıcaklığına dönüştürülmesiyle ilgili ki bu da bir davranış yetisi ve dolayısıyla da sinir sisteminin bir ürünüdür – bu ”döngüyü” en iyi öğrenme ve en etkili iletişim yetisiyle sürdürebilen ”akıllı” arılar yetiştirilmekte…

Ana arı sparişi veren arkadaşlarımız,ana arılarınız kargoya verilmeden önce bölme işlemini gerrceklestirmeyiniz. 05458226465

Nosema hastalığı,Nosema Apis isminde ki Hücere içi bir parazit tarafından meydana getirilen bir ergin arı hastalıklarından olup,Tüm arı hastalıkları içerisinde en yaygın olanlarından birisidir,Arıların sindirim sisteminde bozukluk yaparak,verim düşüklülüğüne yol açarak ekonomik kayıplara neden olur. Bu hastalık arı ölümleride yapmaktadır.Rütübetli yerlerde ve nosemosi’sin görülme ihtimali daha fazladır…Hastalık genellikle ilkbahar mevsiminde yavruların coğaldugu bir zamanda görülür,Yaz mevsiminde ise görülme oranı düşer… Hastalığın bulaşmasında,ergin arıların dışkıları,kendileri,sular,hastalıktan ölen arılar,Bulaşık bal,nektar,polenler ve kovan içerisinde kullanılan malzemler,İşci arı,erkek arı ve ana arı hastalığa yakalanabilir.Bazı koloniler parazit olsa dahi hastalanmaya bilir. İğne refleksi yoktur,arıların yaşam süresi kısalır,felç olan arılar ölür,arılar dışkılarını uzağa yapamadıkları için kovan içine kovan kapaklarının üstüne bırakırlar,Kovanda yalancı arı çıkma ihtimali yükselir,Ana arılarda yumurtlama kalitesi düşer… TEDAVİ Fumagillin içeren ilaçlar kullanılmaktadır,ilkbahar döneminde bir hacim su+Bir hacim şeker olarak hazırlanan şuruba ortalama olarak,litresine 20-25mg fumagillin katılır.İlacın etkisini kaybetmemesi için öncelikle su kaynatılır ocaktan indirdikten sonra seker katılıp ılıdıktan sonra ilaç katılır. Bir kapak dolusu ilaç 5 litre ye kadar yada 3,8 litreye 4,5 gr(BİR ÇAY KASIGI DOLUSU)hazırlanan surup bir kez verilmesi yeterlidir,ucmayan arılar olursa 2 hafta sonra tekrarlanır bu yöntem. KORUNMA Hastalıktan korunmak için koloniler güçlendirilmeli,yer mesafesine 30-35 cm yüksekliğinde olmalı ,kovanlar birleştirilirken hastalık belirtisi olan koloniler seçilip dezenfekte edilmeli,arı bal nektar dönemine polen dönemine zamanında girmeli,anasız,yaşlı ana arılar ve verimsiz ana arılarla çalışılmamalıdır. BOL BEREKETLİ SEZONLAR Saygılarımla

Uygun Genotipin Seçimi Bölgesel koşullarda verimli saf bir ırkın veya melez genotiplerin seçimidir. Arıcılığı ileri ülkelerde ekonomik değerliliği belirlenmiş saf ırklar damızlık olarak kullanıldığı gibi aynı koşullarda bazı üreticiler tarafından tercih edilen ve yalnızca üretimde kullanılan ticari hibritler de kullanılmaktadır. Belirli bir ıslah programı içerisinde yetiştirilen ve kullanma hayvanı olarak tanımlanan bu hibritlerden ana arılar üretildiğinde yalnızca koloni gelişimi amacıyla kullanılmaktadır. Ele alınacak ırk veya hibrit çeşidinin farklı koşullardaki verimliliği üreticinin kendi koşullarında da geçerli olacağı konusunda herhangi bir garanti verilemez. Hatta dünyanın en değerli ırkı üreticinin kendi koşullarında yetiştirdiği yerli bir genotip kadar verimli ve başarılı olmayabilir. Bu nedenle ırkların verimliliği ile ilgili genel bilgiler ele alınarak veya kulaktan duyma bilgilerle bir ırk üzerinde denemeden seçim yapmak ve hatta bütün ana arıları bu ırktan ana arılarla değiştirmek çok büyük bir hayal kırıklığı yaratabilir. Üretici kendi koşullarında denenmiş ve başarılı olmuş ırk ve genotipler üzerinde durmaya özen göstermelidir. Seleksiyon Diğer çiftlik hayvanlarının ıslahında olduğu gibi arıların ıslahı da ancak seleksiyonla mümkündür. Seleksiyon ise ileriki generasyonların ebeveynlerini belirlemek demektir. Seleksiyon ıslah populasyonu olarak adlandırılan birçok arı kolonisi ile başlar. İlk önce istenen özellikler tesbit edilir. Bu özellikler; yüksek bal verimi, hızlı ilkbahar gelişimi, tutumlu ve güçlü kışlama kabiliyeti, hastalıklara dayanıklılık, iyi huyluluk gibi genellikle verimlilik ile ilgili olanlardır. Bunların yanı sıra morfolojik karakterlere de bakılır. Fakat bu dışsal işaretler, ikincil ve daha zayıf seçim kriterleridir ve seleksiyon morfolojik özelliklere göre yapılmamalıdır. Arzu edilen verim ve özellikler bakımından, aynı koşullarda diğerlerinden daha üstün olan kolonilerin ana arıları damızlık olarak seçilir, diğerleri seleksiyon dışı bırakılır. Böylece verim yükselir ve modern arıcılık işletmelerinin ihtiyacı olan arılar üretilir. Islahcı için önemli olan, koloninin anlık verimi değil, gelecek kuşaklara aktarılabilen genetik özelliklerdir. Bir kolonide tesbit edilen ortalamadan yüksek verim, gelecek kuşaklara aynen aktarılmalı ve mümkünse yükseltilmelidir. Sürekli başarı sağlanabilmesi için birkaç kuşak denenmiş, yörenin koşullarına uygun, kalıtsal özelliği kanıtlanmış koloniler seçilmelidir. Aşılanan larvanın yaşı Döllü yumurtalardan oluşan ana arı ve işçi arı birbirinden çok farklı özellikler gösterirler. Bunun tek nedeni ana arı olacak larvanın işçi arı olacak larvaya göre daha ilk andan itibaren sürekli daha zengin ve daha sık arı sütü ile beslenmesidir. Bu nedenle, transfer edilecek larvanın mümkün olduğunca genç olması, başka bir ifadeyle işçi arı olmaya yönelik beslenmemiş olması gerekmektedir. Larvanın yaşı büyüdükçe ana arının kalitesi düşmektedir. Bu nedenle aşılanacak larvaların, genelde 12-36 saatlik larvalar arasından olabildiğince genç olanlar tercih edilmelidir. 3 ve 4 günlük larvalardan yetiştirilen ana arıların diğerlerine oranla daha küçük yapılı olması ovariol sayısının az, spermateka hacminin küçük ve sperma sayısının yetersiz olması bunların performansının düşük olmasına neden olacaktır. Bir araştırmada, aşılanan larvaların yaşı ile ana arının çıkış ağırlığı, vücut ağırlığı ve yumurtlama ilişkileri incelemiş; çıkış ağırlığıyla yumurtalık ağırlığı arasında doğrusal ve önemli bir ilişkinin olduğu, ağır ana arıların hafif ana arılardan yaklaşık % 40 daha fazla yavru ürettikleri ve ana arının çıkış ağırlığının güvenilir bir seleksiyon ölçütü olarak kullanılabileceği saptanmıştır. Yetiştirme Yönteminin Etkisi Ticari ana arı yetiştiriciliği Doolittle’in geliştirdiği aşılama yöntemi ile yapılmaktadır. Ana arısı olmayan güçlü kolonilere 30-45 adet bir günlük larva transferi ile yetiştirilen ana arıların kalitesi bölme yapmak sureti ile doğal olarak yetiştirilen ana arılardan daha yüksek olmaktadır. Larva transfer yönteminde larvalar damızlık kolonilerden alındığı için ileriki generasyonlarda genetik ilerleme sağlanabilmektedir. Transfer edilen larvanın yaşı da kontrol edildiğinden daha kaliteli ana arı yetiştirmek mümkün olmaktadır. Doğal yöntemle yetiştirilen ana arılarda larvanın yaşını kontrol etmek oldukça güçtür. Ayrıca, bu yöntemle damızlık kolonilerden yararlanma olanağı oldukça sınırlıdır. Larva transferi sırasında yapılan bazı uygulamalar da ana arının kalitesini etkilemektedir. Larva transferinden hemen önce ana arı yüksükleri içerisinde 1/1 oranında sulandırılmış bir damla arı sütü ilavesi ile aşılama randımanını artırmak ve ana arı kalitesini yükseltmek mümkündür. Bu uygulama ile larvaların temel yüksüklere kolay aktarılması sağlanmakta, larvanın kuruması önlenmekte ve besin alması kesintiye uğramamaktadır. Aşılama öncesi temel yüksüklerin ıslatılması ile larva kabul oranı artmaktadır.Ayrıca, arı sütü ile temel yüksüklerin ıslatılması sonucu daha uzun ana arı yüksükleri ve daha ağır ana arılar elde edilmiştir. Ana Arı Yetiştirilen Kolonilerin Gücü ve Kondisyonu Ana arı kalitesini etkileyen en önemli bir faktör de larva transferi yapılan kolonilerin gücü ve kondisyonudur. Arı sütü üreten genç işçi arıları fazla olan kuvvetli kolonilerde hem aşılama randımanı, hem de yetiştirilen ana arıların canlı ağırlığı, kalitesi ve performansı yüksek olmaktadır. Zayıf, hastalıklı veya uzun süre ana arısız kalmış yaşlı işçi arıların oluşturduğu kolonilerde yapılan ana arı yetiştiriciliğinde aşılama randımanı düşük olmakta, daha küçük cüsseli, kalitesi yetersiz ana arılar yetiştirilmektedir. Transfer Edilen Larva Sayısının Etkisi Larva transferi yapılan başlangıç ve besleme kolonileri ne kadar güçlü olursa olsun bu kolonilere bir defada 30-45 arasında veya en fazla 60 aşılama yapılmalıdır. Transfer edilen larva sayısı arttıkça aşılama randımanı düşmekte, ana arı yüksüklerinin uzunluğu, ana arının canlı ağırlığı ve buna bağlı olarak kalitesi azalmaktadır. Bu nedenle, başlangıç kolonilerine 4’er gün aralıklarla 30-45 aşılama yapılarak randımanlı ve kaliteli ana arı yetiştirmeye çalışılmalıdır. Yetiştirme Mevsiminin Etkisi Kolonide yavru alanının en geniş, genç bakıcı işçi arıların en fazla bulunduğu ve besin kaynaklarının bol olduğu oğul mevsimi, denetimli ana arı yetiştiriciliği için en uygun mevsimdir. Erkek arı üretimi de ilkbaharda martnisan aylarında başlamaktadır. Yapılan bir araştırmada, Çukurova Bölgesinde ana arı yetiştiriciliğinin nisan ve mayıs aylarında daha ekonomik ve randımanlı olduğu saptanmıştır. Ana arı yetiştiriciliği nektar ve polen üretiminin en fazla, erkek arı populasyonunun en bol olduğu dönemlerde yapılmalı veya ana arı yetiştirilen koloniler sürekli olarak şurup ve proteince zengin ek yemlerle beslenmelidir. Bölgenin Erkek Arı Populasyonunun etkisi Ana arılar gözden çıktıktan 6-8 gün sonra çiftleşme uçuşuna çıkar ve havada uçarken 8-10 erkek arı ile çiftleşir. Çiftleşmeyi kontrol altına alabilmek ve kaliteli ana arı yetiştirmek için izole edilmiş bölgeler seçilmelidir. Ana arı yetiştiriciliği yapılan bölgede yeterince erkek arı üretecek kuvvetli damızlık kolonilerin bulunması gerekir. Eğer ana arı üretimi yapılan bölgede yeterince damızlık koloni yoksa veya bölgede çok fazla ana arı yetiştiriliyorsa her bir ananın çiftleşeceği erkek arı sayısı azalacağından bunların performansı düşük olacaktır. Eğer bölgede veya yakın çevresinde istenmeyen özellikleri taşıyan bal verimi düşük, hırçın, oğul verme eğilimi fazla koloniler varsa yetiştirilen ana arılar bu kolonilerden gelecek erkek arılardan çiftleşeceğinden koloni performansı düşecektir. Bu nedenle ana arı yetiştiriciliği yapılan bölgelerde veya yakınlarında diğer kolonilerin bulunmaması, varsa bu kolonilerin uzaklaştırılması gerekir. Ana Arı Yaşının Etkisi Ana arı kalitesini ve performansının etkileyen en önemli faktörlerden birisi de ana arının yaşıdır. Genç ana arıların yumurtlama oranı ve döllenmiş yumurta bırakma oranı yaşlı ana arılara oranla daha yüksektir. Yaşlı ana arıların yumurtlama hızının düşük, döllenmemiş yumurta bırakma oranının fazla olması nedeniyle koloni populasyon artış hızı düşmekte, işçi arı sayısı azalmakta ve erkek arı sayısı artmaktadır. Gelişmesi yeterli olmayan koloniler nektar akımından yararlanamamakta, bal verimi düşük olmakta, kış mevsimine zayıf bir populasyonla girmekte ve kış kayıpları fazla olmaktadır. Bu nedenle teknik arıcılıkta ana arıların 2 yılda bir değiştirilmesi önerilmektedir Arılarınız sağlıklı, balınız bol, kazancınız bereketli olsun …

VARROA İLE MÜCADELE. Önceleri Varroa jacobsoni olarak bilinen bu akarın aslında Varroa destructor olan farklı bir akar türü olduğu ortaya çıkmıştır. Kolonilerde tespit edilen 30 kadar farklı akar türünden sadece birkaçı arılara zararlı olmakta ve arıcılık için önem taşımaktadır. Varroa destructor bunlardan bir tanesidir. Arılar ve arıcılarımız için en büyük sorunlardan biridir. İhbarı mecburi hastalıklar arasında iken Temmuz 2007′de ihbarı mecburi hastalıklar listesinden çıkarılmıştır. Varroa arıların hemolenfini emerek beslenir. 1976 yılında ülkemize bulaşmış ve 1980 yılına kadar kovanların %20-25′inin kaybedilmesine neden olmuştur. Bu akarın erkekleri hemolenf ememez. Arılar üzerinde hemolenf emen yalnızca dişi akarlardır. BULAŞMASI Varroanın ülkemizde hızla yayılmasının en önemli nedeni ülkemizde yoğun olarak yapılan gezginci arıcılıktır. Varroa enfestasyonunun olduğu bölgeye götürülen arılara bulaşan varroalar buradan diğer bölgelerede yayılmıştır. Bulaşması ve yayılması genel olarak aşağıdaki şekilde özetlenebilir. Bulaşık kolonilerden sağlıklı kolonilere yavru ve genç işçi verilmesi Kolonilerin kontrolsüz olarak birleştirilmesi ve suni oğul üretimi ile yeni kovanların oluşturulması Bulaşık arıların kovanlarını şaşırarak diğer kovanlara girmesi, özellikle erkek arıların kovanlarını şaşırmaları Oğul kontrolü için gerekli önlemlerin yeterince alınmaması ve başıboş çıkan oğulların kaçması Arılık içerisinde ve arılıklar arasında zayıf koloniler nedeniyle sık sık yağmacılık yapılması Etkili olmayan yöntemlerle zararlıya karşı yapılan kimyasal mücadeleden olumlu sonuç alınamaması Zararlı ile bulaşık olduğu bilinen ülkelerden kontrolsüz paket arı, ana arı veya arı kolonisi alınması Gezginci arıcılığın yeterince denetlenmemesi Zararlı ile toplu mücadeleye önem verilmemesi HAYAT EVRESİ Ergin dişi akar koyu kahverengi olup enlemesine oval şekildedir. Ortalama 1,10 mm uzunluğunda 1,57 mm genişliğindedir. Sert bir kitin tabakası ile kaplıdır. Üstten bakıldığında ağız parçaları ve bacakları gözükmez. Vücudu ketom adı verilen kıllarla kaplıdır. Bu kılların görevi varroanın arıya daha sıkı yapışarak düşmesini önlemektir. Erkek Varroalar ise 0.8-1 mm genişliğinde gri-beyaz sarımtırak renktedir. Erkek varroaların ağız yapısı delici-emici yapıya sahip olmadığından arılardan hemolenf ememezler. Bundan dolayı arıların üzerinde yaşayamazlar. Tek görevleri gözlerin içinde bulunan dişi varroaları döllemektir. Varroa’nın faaliyete başlaması ana arının yumurtlamaya başladığı dönemde olur. Sonbaharda kuluçka süresinin bitimine kadar devam eder. Varroalar gelişmekte olan 5-6 günlük larvalı petek gözleri içine gözler kapanmadan 1-2 gün önce girerler. Gözlerin kapanmasından 2-3 gün sonra dişi akar yumurta bırakmaya başlar. Dişi akar yumurtlamak için sırasıyla erkek, dişi ve ana arı gözlerini tercih eder. Optimum şartlarda yumurtaların bırakılmasından 24 saat sonra 6 bacaklı larvalar çıkar. 48 saat sonra 8 bacaklı protonimf halini alırlar. Bu dönemde arıdan hemolenf emmeye başlarlar. Sonraki dönemleri ise deutonimf safhasıdır. Dişiler protonimf ten deutonimf safhasına 5 günde erkekler ise 3-4 günde geçerler. Deutonimf döneminden sonra olgun akarlar oluşur. Genç dişi akarın oluşma süresi 8-10 gün erkeğin ise 6-8 gündür. Ergin halini alan akarlar hemen çiftleşir ve erkek gözde iken ölür. Bu yüzden arılar üzerinde erkek akara rastlanmaz. KOLONİYE ETKİSİ Kısa süreli fakat sık sık hemolenf emerler. Her emmede arı vücut ağırlığının yaklaşık %0,1′ini kaybeder. Varroalar arıların kitini tabakasını delerler ve bu yaralardan diğer zararlı mikroorganizmalar vücuda girer. Hemolenf emmesi sonucu arı devamlı olarak protein kaybeder. Bu durumda olan arılar her türlü mikrobik enfeksiyondan etkilenebilirler. Mikrobik enfeksiyon ve protein kaybı arıların ömrünü kısaltır. Koloniler rahatsız olduklarından dolayı kış salkımı yapamaz ve ana arıyı soğuktan koruyamazlar. Üzerinde 6-10 akar bulunan larvalar gelişemeyip ölür. 5′ten az akar bulunan larvalar ise gelişmesini tamamlamakta ancak kanatsız, tek kanatlı veya bacakları eksik anormal bireyler oluşur. Erkek arıların sayısı dikkati çekecek kadar azalır. Varroalar sindirim sistemlerinde taşıdıkları mikroorganizmaları arının kitin tabakasını delerek emgi yaptıkları sırada arılara bulaştırırlar. Ağırlık yaparak arıların faaliyetlerini yavaşlatırlar İşçi arıların yavru bakımı zayıflar ve buna bağlı olarak ana arının yumurtlama kapasitesi azalır Petek gözlerinde ölü larva sayısı fazla ise, arılar bunları dışarı atamazlar. Bu nedenle gözlerde kuruyan larvalar Avrupa Y.Ç. benzeri belirtiler oluşturur. Akar nedeniyle zayıflayan koloniler kolayca yağma edilir. Eğer gerekli önlemler alınmazsa bulaşmanın ilk yılında hasta kolonilerin %10′u ikinci yılında %20-30′u üç ve dördüncü yılında ise tamamı söner. MÜCADELE Varroanın en önemli biyolojik özelliği gelişmekte olan formlarının ve genç dişilerinin kapalı yavru gözlerinde bulunmalarıdır. Bu nedenle parazite karşı kullanılacak ilaçların etkinliğini ve başarı şansını arttırmak için ilaçlamaların yavrusuz dönemde yapılması şarttır. Mücadele için en uygun dönem kolonilerde kuluçka faaliyetinin ve kapalı yavru gözlerinin en az olduğu erken ilkbahar ve geç sonbahardır. İlaçlamalar balda kalıntı bırakmaması için nektar akımı ile bal hasadı arasında kalan dönemin dışında yapılmalıdır. Öncelik korunmaya verilmelidir. Unutulmamalıdırki kullanılan çoğu kimyasal balda kalıntı bırakır ve balın kalitesinin düşmesine neden olur. Bundan dolayı varroa ile mücadeleden daha önemli olan korumaya önem verilmelidir. Yağmacılık önlenmeli bunun için kovan uçuş delikleri daraltılmalıdır. Arıların kovanları şaşırması engelleyecek tedbirler alınmalıdır. Yoğun enfestasyona maruz kalmış kovanlar yakılmalıdır. Kovanın oğul vermesi önlenmelidir. Kovanlar yerden en az 50cm yükseğe konulmalıdır ve devamlı güneş alan yerler seçilmelidir. Varroanın en önemli biyolojik özelliği gelişmekte olan formlarının ve genç dişilerinin kapalı yavru gözlerinde bulunmalarıdır. Bu nedenle parazite karşı kullanılacak ilaçların etkinliğini ve başarı şansını arttırmak için ilaçlamaların yavrusuz dönemde yapılması şarttır. Mücadele için en uygun dönem kolonilerde kuluçka faaliyetinin ve kapalı yavru gözlerinin en az olduğu erken ilkbahar ve geç sonbahardır. İlaçlamalar balda kalıntı bırakmaması için nektar akımı ile bal hasadı arasında kalan dönemin dışında dışında yapılmalıdır. Kimyasal mücadele için seçilecek preperatların doğru zamanda ve doğru dozlarda kullanılması gerekmektedir. Aksi taktirde ya kullanılan ilaca karşı bir direnç gelişir veya hiçbir etkisi olmaz. İlaçlar kapalı yavru gözünde gelişen akarlara etki etmeyeceğinden ilaçlama erken ilkbahar veya geç sonbahar mevsiminde kapalı yavru gözlerinin en az olduğu dönemde yapılmalıdır. Bu mevsimde kovanda balda bulunmayacağından kalıntı sorunuda ortadan kaldırılmış olur. Bunun için formiset, perizin, rulamit gibi kullanılabilecek kimyasalların yanında piyasada thymovar ve obeson adıyla satılmakta olan thymol etken maddeli organik ilaçlar ve oksalik asit, formik asit gibi kalıntı bırakmayan organik asitlerde kullanılabilir. Kimyasal mücadelenin amacı varroayı tamamen yok etmek değil sayısını kabul edilebilir sınırlar içinde tutmak olmalıdır. İlaçla mücadelenin yanı sıra değişik bazı yöntemlerlede varroa ile mücadele edilebilir. Fiziksel olarak yapılan mücadelede yüksek ısıdan faydalanılır. Bunun için kovanlar özel hazırlanmış depolarda kovanın sıcaklığı 46-48 oC’ye çıkarıldığında varroaların arıyı terkettikleri görülmüştür. Göz tabanı geniş olan plastik petekler kullanıldığında işçi arılar 18-19 günde gelişimini tamamlayarak ergin dişi arı oluşur. Bu süre içinde varroa gelişimini tamamlayamadığından petek içinde ölür. Ayrıca kış aylarında kovan uçuş deliği genişletilerek arıların kuluçka faaliyetleri azaltılıp varroanın kontrolü sağlanmaya çalışılmaktadır. Diğer bir yöntem ise biyolojik mücadeledir. Varroalar yumurtlamak için öncelikle erkek arı gözlerini tercih ederler. Eğer kovanın ortasına yarısı örülmüş erkek arı gözü bulunan çerçeve verilirse arılar bunu tamamlarlar. Ana arı buraya dölsüz yumurta bırakır ve varroalar gözler kapanmadan yumurtlamak için bu gözlere girerler. Bu çerçeveler kovandan alınarak yakılır.

Ana Arısı Olmayan Kovana Ana Arı Vermek: İlk önce kovanda ana arının olmadığından emin olmak için kovan açılıp kontol edilmelidir. Ana arının olmadığını anlamak için kovanda ana arı görülemiyorsa günlük yavru kontrolü yapılmalıdır. Günlük yavru yoksa muhtemelen ana arı da yoktur. Ana arısı olmayan kovanda arı kolonileri pek polen taşımaz, uçuş tahtası önünde telaşlı telaşlı sağa-sola hareket eder,kovan kapağını açıp kontrol sırasında kovan içinde büyük bir uğultu olur. Ana arısı olan kovandan gelen ses daha incedir. Arı kolonisi düzenli çalışır ve dışardan düzenli olarak polen getirir. Ana arıyı kovana verirken ilk önce kovana gülsuyu veya sarımsak suyu verilip kovandaki eski ana arının kokusu giderilmelidir. Kovana koku verilirken doğal koku verilmelidir. Kimyasal maddelerle yapılan kokulardan ,parfümlerden kullanılmamalıdır. Kafesin içindeki yeni ana kafesiyle beraber kovanda 3-4 gün bekletilmeli,3-4 gün geçtikten sonra tekrardan kovan kontol edilmelidir.Kontrol esnasında kovanda yüksük denilen arıcıların tabiriyle ana memesi olup olmadığına bakılmalıdır. Şayet kovanda ana memesi varsa ana memeleri temizlenmeli yani ana memeleri iptal edilmeli veya alınmalıdır. Ondan sonra yeni ana arının bulunduğu kafeste kekin olduğu bölümün ağzı açılmalı ve kovan kapatılmalıdır. Yaklaşık 3-4 gün sonra kovan tekrar açılıp kontrol edilmeli acaba kovandaki koloni yeni ana arıyı kabul etmiş mi muhtemelen kabul etmiş olur. Yeni ana arı verilen kovana ana arı yumurtlayana kadar asla şurup-şerbet verilmemelidir. Ana arı yumurtlamadan şurup verilirse işçi arılar ana arıyı yumurtlamaya zorlucaktır bu esnada ana arı yumurtlamazsa işçi arılar,ana arıyı öldürmeye teşebbüs edebillirler.Bundan dolayı ana arı yumurtlayana kadar şurup verilmemelidir. Arı keki verilebilir. Ana arı yumurtlamaya başladıktan sonra şurup verilebilir. Ana Arısı Olan Kovana Yeni Ana Arı Vermek: Kovandaki ana arı kısırlaşmış,seyrek yavru atmaya başlamış ve yaşlanmışsa bu kovana yeni ana arı verilmelidir. Yeni ana verilirken eski ana öldürülüp kovanın içine atılır veya tamamen dışarı atılılır. Eski ana kovandan alındıktan sonra işçi arılar yeni anaarı üretmek için günlük yavrudan hemen ana memesi takmaya başlayacaktır. Onun için kovana yeni ana verirken ilk önce kovana doğal koku verilmeli ve yeni ana arı,3-4 gün kafesin içinde kovanda bekletilmelidir. Kovanda muhtmelen yüksük şeklinde olan ana memeleri temizlenmelidir. Ana memeleri alındıktan sonra yeni ana arının bulunduğu kafesin kek bölümünün ağzı açılmalıdır. İşçi arılar kafeste bulunan keki iki-üç gün içinde yiyip ana arıyı kafesten çıkarırlar.

hepatitis c

via hepatitis c http://hepatitiscweb.blogspot.com/2013/08/karniolkafkas-ana-ar.html

Standard

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s